Dış Ticareti zorunlu kılan faktörleri iki ana başlık altında toparlayabiliriz:
- Üretim faktörlerinin (doğal kaynak, emek, sermaye ve girişim) dağılımının ve maliyetlerinin ülkeler arasında farklılıklar göstermesi
Arab ülkelerinde Petrol pek de zorlanmadan ulaşılabilen bir kaynak iken bir çok Ortadoğu ülkesi Buğday ithal etmektedir. İhtiyacından fazla buğday üreten ülkeler, petrol kaynaklarına sahip olmadığından, onlar da Petrol ithal etmektedir. Diğer taraftan Avrupa'da bir çok üretici, üretim üssü olarak üretim faktörlerinden bir ya da birkaçının daha az maliyetli olduğu ülkeleri seçmektedir. (Çin, Polonya, Türkiye v.b.) - Rekabet koşullarının her geçen gün sertleşmesi
Bir çok üretici firma, yurt içindeki çetin rekabet dolayısıyla 'fiyat kırma' ya da 'kepenk kapama' seçenekleri arasına hapsolmaktadır. Satışlar ve dolayısıyla üretimde kapasite kullanım oranları düşmekte, buna karşın üretim girdi maliyetleri artmakta, ve karlılık azalmaktadır (kimi zaman negatif sayılara doğru!). Bu ücretlerden başlayarak tasarruf ve yatırımları doğrudan etkilemesi sebebiyle ülke ekonomisine kadar sonuçlar yansıtmaktadır.
İşte tam bu anda Dış Ticaret, cankurtaran olarak devreye girmekte ve gerek üretim girdi ihtiyacının o alanda karşılaştırmalı üstünlüğü olan ülkelerden alınarak üretim maliyetlerinin düşürülmesi, gerekse düşen yurt içi satışlarının yarattığı sıkıntıların bir kısmının ya da tamamının yurt dışı satışlarla elimine edilmesiyle firmaları ayakta tutan, karlılığını koruyan ve finansallarını güçlendiren bir oluşum olarak karşımıza çıkmaktadır.
İki ana başlıkta 'Neden Dış Ticaret?' sorusuna cevap verdiğimize göre, şimdi dış ticaretin ve bu bağlamda özellikle ihracatın getireceği avantajlardan bahsedelim.
- Herşeyden önce dış ticaret prestijli bir iştir. Bir firmanın girişinde bir çok ülkenin bayrağından oluşan bir aranjman olması, o firmanın ciddi ve büyük bir firma olduğu hissini uyandırır. Aynı zamanda dış ticaret yöneticilerinin üstün bir vizyona ve uluslararası bir perspektife sahip olduğuna inanılır, ki bu da gerçeği yansıtmaktadır.
- Özellikle ekonomik stabilitenin hassas olduğu Türkiye gibi ülkelerde ihracat yapan firmalar, krizlerden ve konjonktürel dalgalanmalardan daha az etkilenirler. Böylece firma iç pazara olan bağımlılığını azaltmış olur. Yurt içi satışlar ve ödemelerin aksadığı zor dönemlerde, ihracat gelirleri bu açığı kapatarak firmanın ayakta kalmasını sağlar. Başlarda bu katkı oranı düşük olsa bile, bir süre sonra ihracat departmanı firmanın en çok gelir getiren departmanına dönüşerek doğrudan genel müdür'e rapor veren özerk birer birim olurlar. Böylece firmanın hem içerideki hem de artan üretim düzeyi sebebiyle dışarıdaki rekabet gücü artacaktır.
- Sadece yurt içi satış yapan bir firma olarak, müşteri potansiyeliniz Türkiye ile sınırlıdır. Ancak ihracata başladığınızda bu kitle dünya üzerindeki 200'den fazla ülke nüfusu olarak güncellenmektedir. Üretimin azaldığı dönemlerde, yeni müşteri potansiyeliniz, üretim hatlarınızı ve makinelerinizi açık tutacak ve hatta atıl üretim kapasitenizi değerlendirmenizi sağlayacaktır. Bunun sonucunda toplam satış ve karınız artacaktır.
- Dünya üzerindeki ülkelerin ekolojik ve klimatik yapılarının birbirlerinden farklı olması dolayısıyla, mevsimsel dalgalanmaların etkisini kırabilirsiniz. Örneğin bir mayo üreticisi olarak Şubat ayında bile, dünyanın bir başka bölgesinde insanların denize girebilmek için mayo talebinde bulunacağını ve sizin bunu değerlendirebileceğinizi unutmayın.
- Yine dünya üzerindeki ülkelerin ekonomik ve teknolojik gelişmişlik düzeyleri biribirinden farklıdır. Geliştirip yurtiçine sunduğunuz bir ürün, bir süre sonra yaşam döngüsünü tamamlayacak ve üretimden kalkacaktır. Ancak, dünyanın bir başka bölgesinde sizin bu ürünüz, gelişmik ve yüksek teknoloji ürünü olarak kabul görecektir, böylece o ürün için yaşam döngüsü uzayacaktır.






